Kapadokya

60 milyon yıl önce Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkan bölgedir.

Kapadokya, Pers dilinde Güzel Atlar Ülkesi anlamına geliyor.

Binlerce yıldır toprağında yüzlerce uygarlığın yaşamış olduğu bir yerde yaşıyoruz biz. Türkiye´nin her karesinde bir gizem, bir soru işareti var. Açıklanamayan konforlu mağaralar, derin kuyular, eski mezarlıklar ve kimbilir daha keşfedemediğimiz neler neler… Eski uygarlıklardan kalma bir çok mitoloji kahramanı bizim ülkemizde yaşamış. Tarihin bir sır perdesi altına sakladığı bu eşsiz kalıntılar için çeşitli buluntular ve söylenceler var.

Anadolu´nun Altı Oyuk mu?
Yeraltı kentlerini kim, neden yaptı? 85 m. derinlik, çağdaş bir havalandırma sistemi, binlerce kişinin yaşayabileceği bir kompleks, mükemmel bir savunma sistemi; Ve bunların ne zaman, niçin yapıldığı belli değil. Orta Anadolu´da Nevşehir, Niğde Aksaray yörelerinde yüze yakın yeraltı kenti, tüneller ve mağralar bulunmaktadır yani bu yöremizin altı karıncaların yuvalarına benzer. Cevabı hala bulunamayan bir gizemle karşı karşıyamıyız? Gözümüz hep uzaya dönük ama dünyamızın içindeki bilinmeyenler de hala uzay kadar karanlık ve çözümsüz.

Cevap hala bulunamadı, bir gün birileri ciddi maliyetleri göze alıncaya kadar… Ne garip değil mi? Neredeyse Orta Anadolu´nun yarısına yakın bir bölümünün altında dev yeraltı kentlerinin bulunduğu ancak 1960´ların başında farkedildi. Söylencelere göre, yeraltı kentlerinin bulunmasının nedeni bir deliğe girip kaybolan bir tavuktur, bir diğerine göre Demir adındaki bir köylüdür veya meraklı turistlerdir. Bu garip yerlerin birer mühendislik şaheseri olduğunu söylersek abartmış olmayız, bir kere havalandırma sistemi ve mantığı mükemmeldir, evet kayaların normalin altında bir kırılganlığa sahip oldukları doğrudur ama yeraltı kentlerini gördüğünüzde bunun yeterli bir açıklamadan çok uzak olduğunu görürsünüz çünkü modern araçlar gerekmektedir. Günümüzdeki modern teknolojinin çizgisinde olan maden ocaklarının hiçbirisi böylesine mükemmel ve hatta konforlu değildir. Peki Nevşehir civarındaki bu yeraltı kentlerinin amacı nedir?

Temel neden tartışılmaz olarak korkudur çünkü yeraltı kentleri içine girilmesi çok zor olsun diye yapılmışlardır, bu yüzden de uzun zaman fark edilmediler. Derinkuyu, Kaymaklı ve Özkonak´da bulunan yeraltı kentlerinde, değirmen taşı şeklinde insan boyunda taşlar girişleri kapatmak amacıyla kullanılmıştır ama bu taşlar ancak içerden açılabilmektedir. Kimler, kimlerden kaçıyorlardı? Bunu bilmiyoruz. Yunanlı tarihçi-asker Xenephon “Anabasis” adlı kitabında Pers Kralı Kiros´un emrindeki Hellenler´in bu yeraltı kentlerinde bir zaman konakladıklarını söyler.

Öyleyse, yeraltı kentlerini yapanlar bazı tarihçilerin ve arkeologların iddia ettikleri gibi Roma´nın şerrinden kaçan ilk Hıristiyanlar değildirler ama buraları bulmuşlar ve sığınmışlardır, daha sonraları da aynı amaçla Bizans ve Selçuklu dönemlerinde de kullanılmıştır. Katlara inildikçe geç Hitit döneminden birkaç kalıntının bulunduğu da belirtilmektedir. Anabasis, MÖ 4. Yüzyılı anlatır, Hititler ise MÖ 2.000-1.200 arasında etkindiler. Yeraltı kentlerinin geçmişini iyi niyetli bir tahminle buralara kadarg*türürsek, kentlerin yaklaşık 4.000 yıllık olduklarını belirlemiş oluruz. Buna karşın bilinen Hitit tarihinde Kapadokya´daki yeraltı mağaraları veya kentleri ile ciddi bir referansa raslanmaz ve sonuç olarak bu aşama işimiz söylencelere kalacaktır; ilginç bir yöresel örnek vardır.

Kaymaklı ve Derinkuyu köylülerinin yaşlıları dedelerinin anlattıklarına göre çok eski zamanlarda yeraltı kentlerinde meleklerin yaşadıklarını anlatıyorlar. Göklerden gelen bu melekler, yöreyi çok sevmişler ve yerleşmişler ama uzun zaman sonra yine göklerden gelen kötü cinler. melekleri yok etmeye niyetliymişler. Büyük bir savaş çıkmış, cinleri yenemeyen melekler büyü yaparak yeraltı kentlerini oluşturmuşlar, buradan dünyanın içine girerek cinlerden uzaklaşmışlar ve hala dünyanın içinde yaşıyorlarmış. Köylü dedeler, meleklerin nurdan ışıklar halinde göğe yükseldiklerini görenlerin olduğunu da söylüyorlar.

Bizim köylülerin Daniken´den ve UFO´lardan hiç haberleri yok ama bu şirin söylence ister istemez akla çizgi dışı düşünceleri getiriyor. Herşey bir yana günümüzün nükleer savaş tehlikesine karşı, yeraltı kentlerinden daha mükemmel, daha uygun bir sığınak sistemi düşünülemez, hele bir de tamamı ortaya çıkarılırsa… Bir kez daha söylemeden edemiyoruz; şu kralın, bu imparatorun veya bir padişahın ya da tarihsel kişiliğin yazdırdığı tarihleri bir yana atarak, kendi tarihimizi kendimiz öğrenmeye karar verip, bir sürü siyasi saçmalığa harcadığımız paraları buralara yönlendirsek? O zaman, kim bilir neler bulacağız.

Nasıl Oluşmuştur?

Tahmini ve jeolojik bilgiler doğrultusunda kapadokya bölgesinin ve bölgeye ait peribacalarının 60 milyon yıl önce Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu düşünülmektedir. Düz bir tabaka şeklinde oluşan bu yumuşak tabakalar milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgarlar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkan esrarengiz ve eşsiz güzellik..

Kapadokya bölgesine insan’ın yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Hititlerin yaşadığı bu topraklar sonraki dönemlerde Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Kayalık oyma evler ve kiliseler, bölgeyi o dönemde Roma İmparatorluğu baskısından kaçan Hıristiyanlar için mükemmel bir sığınak haline getirmiştir.

Kapadokya bölgesi, doğanın ve tarihin ayrılmaz bir parçasıdır. Coğrafi olaylar Peribacalarını oluştururken, tarihsel olarak insanlar bu surlarda oyma evler, kiliseler ve manastırlar inşa ettiler ve binlerce yıldır uygarlık izleri taşıyorlardı. İnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya’nın yazılı tarihi Hititlerle başlar. Kapadokya, tarih boyunca bir ticaret kolonisi olan ve ülkeler arasında ticari ve sosyal köprüler kuran İpek Yolu’nun en önemli kavşaklarından biridir.

M.Ö. 12. yüzyılda Hitit İmparatorluğu’nun çarpışması bölgede karanlık bir dönüşe girdi. Bu dönemde, Hitit Krallıkları Asur ve Frigya’nın bölgedeki hakimiyetini etkiledi ve 6. yüzyılda Pers işgaline kadar dürdü.

Üçüncü yüzyılda Hıristiyanlık Kapadokya’ya geldi ve bölge bir eğitim merkezi haline geldi ve onlara düşündü. 303 ile 308 arasında Hıristiyanlar üzerindeki baskı arttı. Bununla birlikte, Kapadokya baskıdan korunmak ve Hıristiyan öğretiyi yaymak için ideal bir yerdir. Derin vadiler ve barınaklar, Roma askerleri için güvenli bir alan sağlayan volkanik yumuşak kayalardan korunmaktadır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir